ottoMan WAHOVİÇ

ottoMan WAHOVİÇ

ottoMan WAHOVİÇ

485.64

Full Name

Robert Gomez Al Horford

Date of Birth

March 5th, 1989

Place of Birth

Warsaw Poland

Height

179 cm

Weight

68 kg
ottoMan WAHOVİÇ

32

Matched Played

Career

  • Matches: 23 matches
  • Goals: 2 goals
  • Discipline: 3 fouls against
  • Passing: 45 free kicks
  • Club Name: Neutak Club
  • Club Debut: March 24, 2009
  • Previous Club: Nutella United

Overview

Bosna Hersek’in Saraybosna şehrinde dünyaya geldim. Üstün güçleri olmayan, göbek deliği olan sıradan bir çocuktum. Mahalle aralarında başlayan futbol oynama maceralarımız devamlı Tevfkodziç amca tarafından kesilen toplarımızla son bulunca, bu kadar yeter deyip topların kesilmediği bir yer olan Uskudarz Anadoluzka takımının alt yapısında futbola başladım. Ordaki devrecilik yüzünden ilk 3 ay kalede görev yaptım, takımın sularını taşıdım, topları topladım. Bunları yaparken hep üst devre olacağım günleri hayal ettim. O gün geldiğinde takımın ön liberosu olmuştum bile. Daha sonra sırasıyla FK SARAJEVO ve SC FORTUNA KOLN takımlarında oynadım, yedek kaldım, kadro dışı kaldım.(Buraları çabuk geçiyorum çünkü pek parlak bir futbol hayatım olmadı…

Sene 1994 ve şampiyonluk maçında rakip takımın Sırp oyuncusu Yanoş Mitroş’un gerilen maç atmosferinde ayağını kırdım. Birden ortalık karıştı ve günlerce bu olay konuşuldu. Bunu hazmedemeyen Sırp fanatikler bunu ulusal bir mesele haline getirdi ve savaş çıktı. Hiç düşünmeden askere gittim (daha doğrusu alındım). Altı ay süren bu kutsal görev sonunda ülkem için cephede değil futbol arenasında mücadele etmem gerektiğine karar verdim ve bir gece yarısı Fransa’ya kaçtım. Banliyolarda geçen bir yıllık sefalet sırasında mahalle çocuklarının maçlarında onlara verdiğim agresif ve prese dayalı oyun mantalitesi (bir süre sonra bu ekol dünyayı kasıp kavurdu)dönemin Fc Bastia takım yöneticisi La Fontaine’ni çok etkileyince kendimi Fc Bastia takımının başında buldum. Büyük umutlarla beni transfer eden Fc Bastia sezonu kümede kalma mücadelesi şeklinde geçirince yaptıkları hatanın farkına vardılar ve kovuldum.

Fransa’nın artık o an için bana vereceği birşey yoktu. İlerde kendimi burada ispatlayacağıma yemin ederek soluğu adada aldım. O dönemler öğrendiğim Fransızca sayesinde Londra’da cemiyetin içine garson olarak girdim. Standford Bridge’de garsonluk yapmak için girdiğim ilk gün stadın büyüsüne kapılmış, ne yapıp edip burda kalmam gerektiğini anlamıştım. Dönemin Chelsea başkanı Charles Dickens’ın locasına yaptığım servisler sonrası ona verdiğim sağlam iddaa tahminleri sayesinde gözüne girmiştim.

Ada’ya dönüş…

Bu lekeyi temizlemek için yeni başarılara ihtiyacım olduğu bir dönemde, Fc Fulham’dan gelen teklif beni tekrar adaya götürdü.

Ve yine adadayım, daha olgun, akıllı. “Ada (The Island)” beni istiyordu. Burada başarımı istemeyen “diğerleri (others)” de vardı. Kümede kalmanın hedef seçildiği bir sezonda ligi 7. bitirip Kohlidi’07 de 2. olmak takımı ayağa kaldırdı. Küçük hedefleri olan bir takımda yapamayacağımı anladım ve sezon sonunda takımla yollarımızı ayırdık.

Fulham ile yakaladığım başarı bana yine Fransa kapılarını açmıştı. Fransa’da yarım kalan hesabı kapatma zamanı gelmişti. PSG, yine cemiyetin içerisindeydim. Fransa’nın şaşali yaşantısı içerisinde lige yaptığımız güzel baslangıç ile rehavete kapılan camiayi Metz’e kupada elenmemiz kendine getirdi. Tabi bu yenilgi de tesadüf değildi ve işlerin artık benim için iyi gitmediği bir dönemde Marsilya yenilgisi derbilerin bir takım ve antranör için ne kadar önemli olduğunu bana anlatmaya yetti. Bu ağir yenilgi sonrası başkan; “antranörümüzün arkasındayız” demecini verse de ertesi gün kulübün Jerard Huliet ile anlaştığını basından öğrenmek beniç için acı bir tecrübe olmuştu. Bavullarımı toplamak üzereyken antranör kovma furyasından faydalanarak St. Entetien’in sezon sonuna kadar başına geçtim.

PSG ile iki maçta da St. Entetien’i yenmek sanırım St. Entetien’in başkanını etkilemiş olsa gerek. İtalyan “katanaccu” takniğine ayrı boyut kazandıran “0 atak 0 gol” taktiğim ile birçok maçtan 0-0 ayrılmak taktik anlayışımda defansif kurgunun başlangıcı oldu. Defansif oyun deyince akla gelen İtalya futbolu artik yeni çalişma alanım olmalıydı…

Siena, çakalların takımı… Adını çakallardan alan Siena benim için defansif futbol kurgumu test edebileceğim en iyi ligdi. Sezona zorlu Genova galibiyeti ile başlamak moralleri en üst seviyeye getirse de takımın haftalarca galip gelemeyeceğini kim tahmin edebilirdi ki?

Takım kalecemin takım arkadaşından aldığı geri pası, pası aldığı arkadaşının sırtına doğru degajlayıp kendi kalesine gol atması, yedek kulübesinden görebileceğim en acı görüntüydü. O an kalemimin oyuncular tarafından kırıldığını anladım. Inzaginin penaltıyı kaçırarak Fatih Terim’e yapılanlar bana yapılmak üzereydi ve buna seyirci kalamazdım.
Hemen hatırı sayılı arkadaşlarıma para yedirerek Napoli ile temasa geçtim. Diğer menejerlerin de iletişimde olduğu takım başkanı ile bir gece “Menejers of Dance” partisinde imzayı attık. Bazı kadim dostlarım için yıkım dolu bir haber olsa da İtalya maceram boyunca en keyif aldığım anlardan biriydi. O kadar ki geceyi uluyarak geçirdim…

Çakallıktan kutluğa terfi etsem de, bütün bu süreç beni oldukça yordu. Napoli’de yardımcı antranörümün denetiminde sezon sonunu tamamladım. Kariyerim adına hayal kırıklığı dolu bir sene beni oldukça derinden yaraladı.